Osmanlıca Çekim ve Türevlerde Arama (20)
ser-defter
OSMANLICA / REDHOUSE TURKISH AND ENGLISH LEXICON - 1890 (RED)

s. 1. A chancellor of the exchequer. 2. The head name on a list or roll.

defter-hâne
OSMANLICA / GENEL OSMANLICA SÖZLÜĞÜ (GOS)

(a. f. b. i.) : (bkz. : defter-i hâkanî). 

defter-hâne
defter emini
OSMANLICA / REDHOUSE TURKISH AND ENGLISH LEXICON - 1890 (RED)

s. The keeper of the Doomsday book of the empire.

defter emîni
OSMANLICA / REDHOUSE TURKISH AND ENGLISH LEXICON - 1890 (RED)

The chief permanent officer of the Finance Department.

defter etmek
OSMANLICA / REDHOUSE TURKISH AND ENGLISH LEXICON - 1890 (RED)

To make a catalogue or list, to register.

defter dolmak
OSMANLICA / REDHOUSE TURKISH AND ENGLISH LEXICON - 1890 (RED)

1. For a register to be filled. 2. For a sinner to have exceeded all limits.

sebt-i defter
OSMANLICA / GENEL OSMANLICA SÖZLÜĞÜ (GOS)

deftere geçirme.

defter-i a’mâl
OSMANLICA / REDHOUSE TURKISH AND ENGLISH LEXICON - 1890 (RED)

The register of actions kept by the recording angels.

defter-i a'mâl
OSMANLICA / GENEL OSMANLICA SÖZLÜĞÜ (GOS)

yapılan iyilik ve kötülüklerin yazıldığı manevî defter. 

defter-i yevmi
OSMANLICA / GENEL OSMANLICA SÖZLÜĞÜ (GOS)

günlük defter.

sevâd-ı defter
OSMANLICA / GENEL OSMANLICA SÖZLÜĞÜ (GOS)

(defterin siyahlığı) : mec. dünyâda işlenen günahlar.

defter-i hâkânî
defter-i hâkânî
OSMANLICA / REDHOUSE TURKISH AND ENGLISH LEXICON - 1890 (RED)

The Great Imperial Ottoman Register, the Doomsday-book of the whole Ottoman territories.

defter-i a’mâli doldurmak
OSMANLICA / REDHOUSE TURKISH AND ENGLISH LEXICON - 1890 (RED)

(To fill up the register of one's deeds) To be a great sinner.

Osmanlıca Madde Anlamlarında Arama (155)
tefter
OSMANLICA / REDHOUSE TURKISH AND ENGLISH LEXICON - 1890 (RED)

s. Vulgar for P. دفتر <span class="koyu-turuncu">defter,</span> q. v.

تفتر
OSMANLICA / REDHOUSE TURKISH AND ENGLISH LEXICON - 1890 (RED)

s. Vulgar for P. دفتر <span class="koyu-turuncu">defter,</span> q. v.

bâ-tapu
kayıt
OSMANLICA / KAMUS-İ TÜRKİ - 1901 (KTS)

iz. ar. cm: kuyûd. 1. Bağlama, rabt, bend: tavuğu ayağından, koçu boynuzundan kayd etmek. 2. Bağlayacak şey, bağ, bend, râbıta: ayağındaki kaydı kopardı; kuyûd-ı kaviyye ile mukayyed idi. 3. Yazılan veya vürûd eden muharrerât-ı resmiyye, ticâriyye vesâirenin hulâsa-i me’âliyle târih ve numaralarının <span class="koyu-turuncu">defter-i</span> mahsûsuna geçirilmesi: bu evrâkı kayd ettirdik. 4. Bu sûretle <span class="koyu-turuncu">deftere</span> geçirilen hulâsa, numara ve târih: o tezkirenin kaydı bulunamadı; kaydına mürâcaat etmeli; kaydını çıkarmalı; kuyûd-ı atîka. 5. Ta’mîm ve ıtlâk mukâbili olarak bir şeyin tahdîd ve tayîni, birtakım şerâit ile mukayyed olması: hiçbir kayd u şart beyân etmemiş; kendisi tazmînini bazı kuyûdla taahhüt etmiştir; بلا قيد و شرط bilâ kayd u şart = şartsız ve kayıtsız olarak, ale’l-ıtlâk: onun tekeffülü bir kaydla mukayyeddir. 6. Ehemmiyet verme, vazife edinme, umursanma, gâile: kendisi dünyada bir şeyi kayd etmiyor; şimdi oğlunu bir mektebe girdirmek kaydındadır; adam! Kayd etme. 7. Bir adamın askerliğe veya bir hizmete veyâhut bir mektep vesâireye kabulüyle isminin <span class="koyu-turuncu">defter-i</span> mahsûsuna geçirilmesi: oğlunuzu mektebe kayd ettirdiniz mi? Kendisi askere kayd olundu; daha kaydı icrâ olunmadı. 8. Ta’lîkât, havâşî: kayıtlı bir sarf kitabı buldum. 9. Bir cümle veya terkîbin eczâsından olarak mefhûmu tahdîd eden cüz: bir sözü yazarken kayıtlarını yerli yerine koymalı ki, mana-yı maksûdun gayri bir mana anlaşılmasın. 10. Marangoz işlerinde iki tahtayı birbirine rabt eden tahta: bu çekmece güzel yapılmış ama yan kayıtları sağlam değil.

قید
OSMANLICA / KAMUS-İ TÜRKİ - 1901 (KTS)

iz. ar. cm: kuyûd. 1. Bağlama, rabt, bend: tavuğu ayağından, koçu boynuzundan kayd etmek. 2. Bağlayacak şey, bağ, bend, râbıta: ayağındaki kaydı kopardı; kuyûd-ı kaviyye ile mukayyed idi. 3. Yazılan veya vürûd eden muharrerât-ı resmiyye, ticâriyye vesâirenin hulâsa-i me’âliyle târih ve numaralarının <span class="koyu-turuncu">defter-i</span> mahsûsuna geçirilmesi: bu evrâkı kayd ettirdik. 4. Bu sûretle <span class="koyu-turuncu">deftere</span> geçirilen hulâsa, numara ve târih: o tezkirenin kaydı bulunamadı; kaydına mürâcaat etmeli; kaydını çıkarmalı; kuyûd-ı atîka. 5. Ta’mîm ve ıtlâk mukâbili olarak bir şeyin tahdîd ve tayîni, birtakım şerâit ile mukayyed olması: hiçbir kayd u şart beyân etmemiş; kendisi tazmînini bazı kuyûdla taahhüt etmiştir; بلا قيد و شرط bilâ kayd u şart = şartsız ve kayıtsız olarak, ale’l-ıtlâk: onun tekeffülü bir kaydla mukayyeddir. 6. Ehemmiyet verme, vazife edinme, umursanma, gâile: kendisi dünyada bir şeyi kayd etmiyor; şimdi oğlunu bir mektebe girdirmek kaydındadır; adam! Kayd etme. 7. Bir adamın askerliğe veya bir hizmete veyâhut bir mektep vesâireye kabulüyle isminin <span class="koyu-turuncu">defter-i</span> mahsûsuna geçirilmesi: oğlunuzu mektebe kayd ettirdiniz mi? Kendisi askere kayd olundu; daha kaydı icrâ olunmadı. 8. Ta’lîkât, havâşî: kayıtlı bir sarf kitabı buldum. 9. Bir cümle veya terkîbin eczâsından olarak mefhûmu tahdîd eden cüz: bir sözü yazarken kayıtlarını yerli yerine koymalı ki, mana-yı maksûdun gayri bir mana anlaşılmasın. 10. Marangoz işlerinde iki tahtayı birbirine rabt eden tahta: bu çekmece güzel yapılmış ama yan kayıtları sağlam değil.

قید
OSMANLICA / KAMUS-İ TÜRKİ - 1901 (KTS)

iz. ar. cm: kuyûd. 1. Bağlama, rabt, bend: tavuğu ayağından, koçu boynuzundan kayd etmek. 2. Bağlayacak şey, bağ, bend, râbıta: ayağındaki kaydı kopardı; kuyûd-ı kaviyye ile mukayyed idi. 3. Yazılan veya vürûd eden muharrerât-ı resmiyye, ticâriyye vesâirenin hulâsa-i me’âliyle târih ve numaralarının <span class="koyu-turuncu">defter-i</span> mahsûsuna geçirilmesi: bu evrâkı kayd ettirdik. 4. Bu sûretle <span class="koyu-turuncu">deftere</span> geçirilen hulâsa, numara ve târih: o tezkirenin kaydı bulunamadı; kaydına mürâcaat etmeli; kaydını çıkarmalı; kuyûd-ı atîka. 5. Ta’mîm ve ıtlâk mukâbili olarak bir şeyin tahdîd ve tayîni, birtakım şerâit ile mukayyed olması: hiçbir kayd u şart beyân etmemiş; kendisi tazmînini bazı kuyûdla taahhüt etmiştir; بلا قيد و شرط bilâ kayd u şart = şartsız ve kayıtsız olarak, ale’l-ıtlâk: onun tekeffülü bir kaydla mukayyeddir. 6. Ehemmiyet verme, vazife edinme, umursanma, gâile: kendisi dünyada bir şeyi kayd etmiyor; şimdi oğlunu bir mektebe girdirmek kaydındadır; adam! Kayd etme. 7. Bir adamın askerliğe veya bir hizmete veyâhut bir mektep vesâireye kabulüyle isminin <span class="koyu-turuncu">defter-i</span> mahsûsuna geçirilmesi: oğlunuzu mektebe kayd ettirdiniz mi? Kendisi askere kayd olundu; daha kaydı icrâ olunmadı. 8. Ta’lîkât, havâşî: kayıtlı bir sarf kitabı buldum. 9. Bir cümle veya terkîbin eczâsından olarak mefhûmu tahdîd eden cüz: bir sözü yazarken kayıtlarını yerli yerine koymalı ki, mana-yı maksûdun gayri bir mana anlaşılmasın. 10. Marangoz işlerinde iki tahtayı birbirine rabt eden tahta: bu çekmece güzel yapılmış ama yan kayıtları sağlam değil.

قید
OSMANLICA / KAMUS-İ TÜRKİ - 1901 (KTS)

iz. ar. cm: kuyûd. 1. Bağlama, rabt, bend: tavuğu ayağından, koçu boynuzundan kayd etmek. 2. Bağlayacak şey, bağ, bend, râbıta: ayağındaki kaydı kopardı; kuyûd-ı kaviyye ile mukayyed idi. 3. Yazılan veya vürûd eden muharrerât-ı resmiyye, ticâriyye vesâirenin hulâsa-i me’âliyle târih ve numaralarının <span class="koyu-turuncu">defter-i</span> mahsûsuna geçirilmesi: bu evrâkı kayd ettirdik. 4. Bu sûretle <span class="koyu-turuncu">deftere</span> geçirilen hulâsa, numara ve târih: o tezkirenin kaydı bulunamadı; kaydına mürâcaat etmeli; kaydını çıkarmalı; kuyûd-ı atîka. 5. Ta’mîm ve ıtlâk mukâbili olarak bir şeyin tahdîd ve tayîni, birtakım şerâit ile mukayyed olması: hiçbir kayd u şart beyân etmemiş; kendisi tazmînini bazı kuyûdla taahhüt etmiştir; بلا قيد و شرط bilâ kayd u şart = şartsız ve kayıtsız olarak, ale’l-ıtlâk: onun tekeffülü bir kaydla mukayyeddir. 6. Ehemmiyet verme, vazife edinme, umursanma, gâile: kendisi dünyada bir şeyi kayd etmiyor; şimdi oğlunu bir mektebe girdirmek kaydındadır; adam! Kayd etme. 7. Bir adamın askerliğe veya bir hizmete veyâhut bir mektep vesâireye kabulüyle isminin <span class="koyu-turuncu">defter-i</span> mahsûsuna geçirilmesi: oğlunuzu mektebe kayd ettirdiniz mi? Kendisi askere kayd olundu; daha kaydı icrâ olunmadı. 8. Ta’lîkât, havâşî: kayıtlı bir sarf kitabı buldum. 9. Bir cümle veya terkîbin eczâsından olarak mefhûmu tahdîd eden cüz: bir sözü yazarken kayıtlarını yerli yerine koymalı ki, mana-yı maksûdun gayri bir mana anlaşılmasın. 10. Marangoz işlerinde iki tahtayı birbirine rabt eden tahta: bu çekmece güzel yapılmış ama yan kayıtları sağlam değil.

قید
OSMANLICA / KAMUS-İ TÜRKİ - 1901 (KTS)

iz. ar. cm: kuyûd. 1. Bağlama, rabt, bend: tavuğu ayağından, koçu boynuzundan kayd etmek. 2. Bağlayacak şey, bağ, bend, râbıta: ayağındaki kaydı kopardı; kuyûd-ı kaviyye ile mukayyed idi. 3. Yazılan veya vürûd eden muharrerât-ı resmiyye, ticâriyye vesâirenin hulâsa-i me’âliyle târih ve numaralarının <span class="koyu-turuncu">defter-i</span> mahsûsuna geçirilmesi: bu evrâkı kayd ettirdik. 4. Bu sûretle <span class="koyu-turuncu">deftere</span> geçirilen hulâsa, numara ve târih: o tezkirenin kaydı bulunamadı; kaydına mürâcaat etmeli; kaydını çıkarmalı; kuyûd-ı atîka. 5. Ta’mîm ve ıtlâk mukâbili olarak bir şeyin tahdîd ve tayîni, birtakım şerâit ile mukayyed olması: hiçbir kayd u şart beyân etmemiş; kendisi tazmînini bazı kuyûdla taahhüt etmiştir; بلا قيد و شرط bilâ kayd u şart = şartsız ve kayıtsız olarak, ale’l-ıtlâk: onun tekeffülü bir kaydla mukayyeddir. 6. Ehemmiyet verme, vazife edinme, umursanma, gâile: kendisi dünyada bir şeyi kayd etmiyor; şimdi oğlunu bir mektebe girdirmek kaydındadır; adam! Kayd etme. 7. Bir adamın askerliğe veya bir hizmete veyâhut bir mektep vesâireye kabulüyle isminin <span class="koyu-turuncu">defter-i</span> mahsûsuna geçirilmesi: oğlunuzu mektebe kayd ettirdiniz mi? Kendisi askere kayd olundu; daha kaydı icrâ olunmadı. 8. Ta’lîkât, havâşî: kayıtlı bir sarf kitabı buldum. 9. Bir cümle veya terkîbin eczâsından olarak mefhûmu tahdîd eden cüz: bir sözü yazarken kayıtlarını yerli yerine koymalı ki, mana-yı maksûdun gayri bir mana anlaşılmasın. 10. Marangoz işlerinde iki tahtayı birbirine rabt eden tahta: bu çekmece güzel yapılmış ama yan kayıtları sağlam değil.

قید
OSMANLICA / KAMUS-İ TÜRKİ - 1901 (KTS)

iz. ar. cm: kuyûd. 1. Bağlama, rabt, bend: tavuğu ayağından, koçu boynuzundan kayd etmek. 2. Bağlayacak şey, bağ, bend, râbıta: ayağındaki kaydı kopardı; kuyûd-ı kaviyye ile mukayyed idi. 3. Yazılan veya vürûd eden muharrerât-ı resmiyye, ticâriyye vesâirenin hulâsa-i me’âliyle târih ve numaralarının <span class="koyu-turuncu">defter-i</span> mahsûsuna geçirilmesi: bu evrâkı kayd ettirdik. 4. Bu sûretle <span class="koyu-turuncu">deftere</span> geçirilen hulâsa, numara ve târih: o tezkirenin kaydı bulunamadı; kaydına mürâcaat etmeli; kaydını çıkarmalı; kuyûd-ı atîka. 5. Ta’mîm ve ıtlâk mukâbili olarak bir şeyin tahdîd ve tayîni, birtakım şerâit ile mukayyed olması: hiçbir kayd u şart beyân etmemiş; kendisi tazmînini bazı kuyûdla taahhüt etmiştir; بلا قيد و شرط bilâ kayd u şart = şartsız ve kayıtsız olarak, ale’l-ıtlâk: onun tekeffülü bir kaydla mukayyeddir. 6. Ehemmiyet verme, vazife edinme, umursanma, gâile: kendisi dünyada bir şeyi kayd etmiyor; şimdi oğlunu bir mektebe girdirmek kaydındadır; adam! Kayd etme. 7. Bir adamın askerliğe veya bir hizmete veyâhut bir mektep vesâireye kabulüyle isminin <span class="koyu-turuncu">defter-i</span> mahsûsuna geçirilmesi: oğlunuzu mektebe kayd ettirdiniz mi? Kendisi askere kayd olundu; daha kaydı icrâ olunmadı. 8. Ta’lîkât, havâşî: kayıtlı bir sarf kitabı buldum. 9. Bir cümle veya terkîbin eczâsından olarak mefhûmu tahdîd eden cüz: bir sözü yazarken kayıtlarını yerli yerine koymalı ki, mana-yı maksûdun gayri bir mana anlaşılmasın. 10. Marangoz işlerinde iki tahtayı birbirine rabt eden tahta: bu çekmece güzel yapılmış ama yan kayıtları sağlam değil.

defter-hâne
defter-hâne
defter-hâne
دفتر خانه
kalem
OSMANLICA / KAMUS-İ TÜRKİ - 1901 (KTS)

iz. ar. cm: aklâm. 1. Kamış, kasap, yerâ’a, nây. 2. Maruf bir nevi siyahımsı ve sert kamışın yazı yazmak üzere bir sûret-i mahsûsada yontulup açılmışı: kalem yontmak, açmak; kalemle yazı yazmak. 3. Ale’l-ıtlâk yazı yazan âlet: demir kalem, tüy kalem. 4. Maden, taş ve tahta üzerine hakk etmeye mahsus, çelikten ucu keskin âlet: madenci, taşçı hakkâk kalemi; kalemle hakk etmek. 5. Tülbent vesâire üzerine boya ile nakş etmeye mahsus ince fırça veya sivri tahta çöpü: kalem işi; kalem-kârî yemenî, yorgan yüzü. 6. Yazı nev’i, hatt: güzel kalemi vardır, ince kalem, kalın kalem. 7. Nakış, resim: karakalem = siyah nakış. 8. Devâir-i resmiyyenin kitâbet dâireleri, kâtiplerin ictimâ’ edip yazı yazdıkları oda: kaleme devam etmek; mektûbî, muhâsebe kalemi; aklâm efendileri; zâbıtân-ı aklâm. 9. Kalem biçiminde kesilmiş çöp ve çubuk: ağacın dallarını kalem yapmak, kalem kesmek. 10. Aşılanacak ağacın yabânîsi çatlağına idhâl olunmak üzere matlûb olan ağacın bir senelik budaklarından alınıp kalem gibi kesilmiş olan sap: ahlat ağacına armut kalemi aşılanır; bağı aşılamak için güzel kalemler bulmalı; kalem aşısı; aşı kalemi. 11. Çiçek illetine karşı aşılanacak çocuklara sürülecek cerâhatın mahfûz olduğu zıvana: çocukları aşılamak için taze kalem bulmalı. 12. <span class="koyu-turuncu">Defter</span> veya pusûlada bir sırada ve bir rakamla yazılan şey: on beş kalem eşya aldık.

kalem
OSMANLICA / KAMUS-İ TÜRKİ - 1901 (KTS)

iz. ar. cm: aklâm. 1. Kamış, kasap, yerâ’a, nây. 2. Maruf bir nevi siyahımsı ve sert kamışın yazı yazmak üzere bir sûret-i mahsûsada yontulup açılmışı: kalem yontmak, açmak; kalemle yazı yazmak. 3. Ale’l-ıtlâk yazı yazan âlet: demir kalem, tüy kalem. 4. Maden, taş ve tahta üzerine hakk etmeye mahsus, çelikten ucu keskin âlet: madenci, taşçı hakkâk kalemi; kalemle hakk etmek. 5. Tülbent vesâire üzerine boya ile nakş etmeye mahsus ince fırça veya sivri tahta çöpü: kalem işi; kalem-kârî yemenî, yorgan yüzü. 6. Yazı nev’i, hatt: güzel kalemi vardır, ince kalem, kalın kalem. 7. Nakış, resim: karakalem = siyah nakış. 8. Devâir-i resmiyyenin kitâbet dâireleri, kâtiplerin ictimâ’ edip yazı yazdıkları oda: kaleme devam etmek; mektûbî, muhâsebe kalemi; aklâm efendileri; zâbıtân-ı aklâm. 9. Kalem biçiminde kesilmiş çöp ve çubuk: ağacın dallarını kalem yapmak, kalem kesmek. 10. Aşılanacak ağacın yabânîsi çatlağına idhâl olunmak üzere matlûb olan ağacın bir senelik budaklarından alınıp kalem gibi kesilmiş olan sap: ahlat ağacına armut kalemi aşılanır; bağı aşılamak için güzel kalemler bulmalı; kalem aşısı; aşı kalemi. 11. Çiçek illetine karşı aşılanacak çocuklara sürülecek cerâhatın mahfûz olduğu zıvana: çocukları aşılamak için taze kalem bulmalı. 12. <span class="koyu-turuncu">Defter</span> veya pusûlada bir sırada ve bir rakamla yazılan şey: on beş kalem eşya aldık.

kalem
OSMANLICA / KAMUS-İ TÜRKİ - 1901 (KTS)

iz. ar. cm: aklâm. 1. Kamış, kasap, yerâ’a, nây. 2. Maruf bir nevi siyahımsı ve sert kamışın yazı yazmak üzere bir sûret-i mahsûsada yontulup açılmışı: kalem yontmak, açmak; kalemle yazı yazmak. 3. Ale’l-ıtlâk yazı yazan âlet: demir kalem, tüy kalem. 4. Maden, taş ve tahta üzerine hakk etmeye mahsus, çelikten ucu keskin âlet: madenci, taşçı hakkâk kalemi; kalemle hakk etmek. 5. Tülbent vesâire üzerine boya ile nakş etmeye mahsus ince fırça veya sivri tahta çöpü: kalem işi; kalem-kârî yemenî, yorgan yüzü. 6. Yazı nev’i, hatt: güzel kalemi vardır, ince kalem, kalın kalem. 7. Nakış, resim: karakalem = siyah nakış. 8. Devâir-i resmiyyenin kitâbet dâireleri, kâtiplerin ictimâ’ edip yazı yazdıkları oda: kaleme devam etmek; mektûbî, muhâsebe kalemi; aklâm efendileri; zâbıtân-ı aklâm. 9. Kalem biçiminde kesilmiş çöp ve çubuk: ağacın dallarını kalem yapmak, kalem kesmek. 10. Aşılanacak ağacın yabânîsi çatlağına idhâl olunmak üzere matlûb olan ağacın bir senelik budaklarından alınıp kalem gibi kesilmiş olan sap: ahlat ağacına armut kalemi aşılanır; bağı aşılamak için güzel kalemler bulmalı; kalem aşısı; aşı kalemi. 11. Çiçek illetine karşı aşılanacak çocuklara sürülecek cerâhatın mahfûz olduğu zıvana: çocukları aşılamak için taze kalem bulmalı. 12. <span class="koyu-turuncu">Defter</span> veya pusûlada bir sırada ve bir rakamla yazılan şey: on beş kalem eşya aldık.

kalem
OSMANLICA / KAMUS-İ TÜRKİ - 1901 (KTS)

iz. ar. cm: aklâm. 1. Kamış, kasap, yerâ’a, nây. 2. Maruf bir nevi siyahımsı ve sert kamışın yazı yazmak üzere bir sûret-i mahsûsada yontulup açılmışı: kalem yontmak, açmak; kalemle yazı yazmak. 3. Ale’l-ıtlâk yazı yazan âlet: demir kalem, tüy kalem. 4. Maden, taş ve tahta üzerine hakk etmeye mahsus, çelikten ucu keskin âlet: madenci, taşçı hakkâk kalemi; kalemle hakk etmek. 5. Tülbent vesâire üzerine boya ile nakş etmeye mahsus ince fırça veya sivri tahta çöpü: kalem işi; kalem-kârî yemenî, yorgan yüzü. 6. Yazı nev’i, hatt: güzel kalemi vardır, ince kalem, kalın kalem. 7. Nakış, resim: karakalem = siyah nakış. 8. Devâir-i resmiyyenin kitâbet dâireleri, kâtiplerin ictimâ’ edip yazı yazdıkları oda: kaleme devam etmek; mektûbî, muhâsebe kalemi; aklâm efendileri; zâbıtân-ı aklâm. 9. Kalem biçiminde kesilmiş çöp ve çubuk: ağacın dallarını kalem yapmak, kalem kesmek. 10. Aşılanacak ağacın yabânîsi çatlağına idhâl olunmak üzere matlûb olan ağacın bir senelik budaklarından alınıp kalem gibi kesilmiş olan sap: ahlat ağacına armut kalemi aşılanır; bağı aşılamak için güzel kalemler bulmalı; kalem aşısı; aşı kalemi. 11. Çiçek illetine karşı aşılanacak çocuklara sürülecek cerâhatın mahfûz olduğu zıvana: çocukları aşılamak için taze kalem bulmalı. 12. <span class="koyu-turuncu">Defter</span> veya pusûlada bir sırada ve bir rakamla yazılan şey: on beş kalem eşya aldık.

قلم
OSMANLICA / KAMUS-İ TÜRKİ - 1901 (KTS)

iz. ar. cm: aklâm. 1. Kamış, kasap, yerâ’a, nây. 2. Maruf bir nevi siyahımsı ve sert kamışın yazı yazmak üzere bir sûret-i mahsûsada yontulup açılmışı: kalem yontmak, açmak; kalemle yazı yazmak. 3. Ale’l-ıtlâk yazı yazan âlet: demir kalem, tüy kalem. 4. Maden, taş ve tahta üzerine hakk etmeye mahsus, çelikten ucu keskin âlet: madenci, taşçı hakkâk kalemi; kalemle hakk etmek. 5. Tülbent vesâire üzerine boya ile nakş etmeye mahsus ince fırça veya sivri tahta çöpü: kalem işi; kalem-kârî yemenî, yorgan yüzü. 6. Yazı nev’i, hatt: güzel kalemi vardır, ince kalem, kalın kalem. 7. Nakış, resim: karakalem = siyah nakış. 8. Devâir-i resmiyyenin kitâbet dâireleri, kâtiplerin ictimâ’ edip yazı yazdıkları oda: kaleme devam etmek; mektûbî, muhâsebe kalemi; aklâm efendileri; zâbıtân-ı aklâm. 9. Kalem biçiminde kesilmiş çöp ve çubuk: ağacın dallarını kalem yapmak, kalem kesmek. 10. Aşılanacak ağacın yabânîsi çatlağına idhâl olunmak üzere matlûb olan ağacın bir senelik budaklarından alınıp kalem gibi kesilmiş olan sap: ahlat ağacına armut kalemi aşılanır; bağı aşılamak için güzel kalemler bulmalı; kalem aşısı; aşı kalemi. 11. Çiçek illetine karşı aşılanacak çocuklara sürülecek cerâhatın mahfûz olduğu zıvana: çocukları aşılamak için taze kalem bulmalı. 12. <span class="koyu-turuncu">Defter</span> veya pusûlada bir sırada ve bir rakamla yazılan şey: on beş kalem eşya aldık.

قلم
OSMANLICA / KAMUS-İ TÜRKİ - 1901 (KTS)

iz. ar. cm: aklâm. 1. Kamış, kasap, yerâ’a, nây. 2. Maruf bir nevi siyahımsı ve sert kamışın yazı yazmak üzere bir sûret-i mahsûsada yontulup açılmışı: kalem yontmak, açmak; kalemle yazı yazmak. 3. Ale’l-ıtlâk yazı yazan âlet: demir kalem, tüy kalem. 4. Maden, taş ve tahta üzerine hakk etmeye mahsus, çelikten ucu keskin âlet: madenci, taşçı hakkâk kalemi; kalemle hakk etmek. 5. Tülbent vesâire üzerine boya ile nakş etmeye mahsus ince fırça veya sivri tahta çöpü: kalem işi; kalem-kârî yemenî, yorgan yüzü. 6. Yazı nev’i, hatt: güzel kalemi vardır, ince kalem, kalın kalem. 7. Nakış, resim: karakalem = siyah nakış. 8. Devâir-i resmiyyenin kitâbet dâireleri, kâtiplerin ictimâ’ edip yazı yazdıkları oda: kaleme devam etmek; mektûbî, muhâsebe kalemi; aklâm efendileri; zâbıtân-ı aklâm. 9. Kalem biçiminde kesilmiş çöp ve çubuk: ağacın dallarını kalem yapmak, kalem kesmek. 10. Aşılanacak ağacın yabânîsi çatlağına idhâl olunmak üzere matlûb olan ağacın bir senelik budaklarından alınıp kalem gibi kesilmiş olan sap: ahlat ağacına armut kalemi aşılanır; bağı aşılamak için güzel kalemler bulmalı; kalem aşısı; aşı kalemi. 11. Çiçek illetine karşı aşılanacak çocuklara sürülecek cerâhatın mahfûz olduğu zıvana: çocukları aşılamak için taze kalem bulmalı. 12. <span class="koyu-turuncu">Defter</span> veya pusûlada bir sırada ve bir rakamla yazılan şey: on beş kalem eşya aldık.

قلم
OSMANLICA / KAMUS-İ TÜRKİ - 1901 (KTS)

iz. ar. cm: aklâm. 1. Kamış, kasap, yerâ’a, nây. 2. Maruf bir nevi siyahımsı ve sert kamışın yazı yazmak üzere bir sûret-i mahsûsada yontulup açılmışı: kalem yontmak, açmak; kalemle yazı yazmak. 3. Ale’l-ıtlâk yazı yazan âlet: demir kalem, tüy kalem. 4. Maden, taş ve tahta üzerine hakk etmeye mahsus, çelikten ucu keskin âlet: madenci, taşçı hakkâk kalemi; kalemle hakk etmek. 5. Tülbent vesâire üzerine boya ile nakş etmeye mahsus ince fırça veya sivri tahta çöpü: kalem işi; kalem-kârî yemenî, yorgan yüzü. 6. Yazı nev’i, hatt: güzel kalemi vardır, ince kalem, kalın kalem. 7. Nakış, resim: karakalem = siyah nakış. 8. Devâir-i resmiyyenin kitâbet dâireleri, kâtiplerin ictimâ’ edip yazı yazdıkları oda: kaleme devam etmek; mektûbî, muhâsebe kalemi; aklâm efendileri; zâbıtân-ı aklâm. 9. Kalem biçiminde kesilmiş çöp ve çubuk: ağacın dallarını kalem yapmak, kalem kesmek. 10. Aşılanacak ağacın yabânîsi çatlağına idhâl olunmak üzere matlûb olan ağacın bir senelik budaklarından alınıp kalem gibi kesilmiş olan sap: ahlat ağacına armut kalemi aşılanır; bağı aşılamak için güzel kalemler bulmalı; kalem aşısı; aşı kalemi. 11. Çiçek illetine karşı aşılanacak çocuklara sürülecek cerâhatın mahfûz olduğu zıvana: çocukları aşılamak için taze kalem bulmalı. 12. <span class="koyu-turuncu">Defter</span> veya pusûlada bir sırada ve bir rakamla yazılan şey: on beş kalem eşya aldık.

قلم
OSMANLICA / KAMUS-İ TÜRKİ - 1901 (KTS)

iz. ar. cm: aklâm. 1. Kamış, kasap, yerâ’a, nây. 2. Maruf bir nevi siyahımsı ve sert kamışın yazı yazmak üzere bir sûret-i mahsûsada yontulup açılmışı: kalem yontmak, açmak; kalemle yazı yazmak. 3. Ale’l-ıtlâk yazı yazan âlet: demir kalem, tüy kalem. 4. Maden, taş ve tahta üzerine hakk etmeye mahsus, çelikten ucu keskin âlet: madenci, taşçı hakkâk kalemi; kalemle hakk etmek. 5. Tülbent vesâire üzerine boya ile nakş etmeye mahsus ince fırça veya sivri tahta çöpü: kalem işi; kalem-kârî yemenî, yorgan yüzü. 6. Yazı nev’i, hatt: güzel kalemi vardır, ince kalem, kalın kalem. 7. Nakış, resim: karakalem = siyah nakış. 8. Devâir-i resmiyyenin kitâbet dâireleri, kâtiplerin ictimâ’ edip yazı yazdıkları oda: kaleme devam etmek; mektûbî, muhâsebe kalemi; aklâm efendileri; zâbıtân-ı aklâm. 9. Kalem biçiminde kesilmiş çöp ve çubuk: ağacın dallarını kalem yapmak, kalem kesmek. 10. Aşılanacak ağacın yabânîsi çatlağına idhâl olunmak üzere matlûb olan ağacın bir senelik budaklarından alınıp kalem gibi kesilmiş olan sap: ahlat ağacına armut kalemi aşılanır; bağı aşılamak için güzel kalemler bulmalı; kalem aşısı; aşı kalemi. 11. Çiçek illetine karşı aşılanacak çocuklara sürülecek cerâhatın mahfûz olduğu zıvana: çocukları aşılamak için taze kalem bulmalı. 12. <span class="koyu-turuncu">Defter</span> veya pusûlada bir sırada ve bir rakamla yazılan şey: on beş kalem eşya aldık.

Osmanlıca Metinlerde Arama (711)
kürk mantolu madonna
TÜRKÇE / Sebahattin Ali - 1882

bir karşılaşmada karşılıklı kullanılan bir esenleme sözü ya da baş eğme, eli yukarıya kaldırma ya da başa götürme, şapka çıkarma, selam yukarısını hafifçe öne eğme ya da eli göğsün üzerine koyma biçimlerinden biriyle yapılan bir ...

çalıkuşu
TÜRKÇE / Reşat Nuri Güntekin - 1882

bir karşılaşmada karşılıklı kullanılan bir esenleme sözü ya da baş eğme, eli yukarıya kaldırma ya da başa götürme, şapka çıkarma, selam yukarısını hafifçe öne eğme ya da eli göğsün üzerine koyma biçimlerinden biriyle yapılan bir ...

Ücretsiz Kayıt Olarak 15 Gün Premium Kullanın

Daha fazla sonuca mı ihtiyacınız var? Bu madde ile ilgili 267 sonuç bulundu.
MİSAFİR KULLANICI
  • 10 Sözlük İçinde Arama
  • 3 Kelime Günlük Sorgu
  • 2 Hassas Arama Sonucu
  • 2 Benzerlerde Arama Sonucu
  • 2 Anlamlar İçerisinde bulma
  • 2 Metinler İçerisinde bulma
  • 500 Karakter Günlük Çeviri
  • 2 Kelime Günlük Çözümle
  • Kelime Özellikleri Yok
  • Kelime Kökeni Yok
  • Gelişmiş Filtre Yok
  • Reklam Gösterimi
ÜCRETSİZ KAYDOL
  • 25 Sözlük İçinde Arama
  • 5 Kelime Günlük Sorgu
  • 4 Hassas Arama Sonucu
  • 4 Benzerlerde Arama Sonucu
  • 4 Anlamlar İçerisinde bulma
  • 4 Metinler İçerisinde bulma
  • 1000 Karakter Günlük Çeviri
  • 3 Kelime Günlük Çözümle
  • Kelime Özellikleri Var
  • Kelime Kökeni Var
  • Gelişmiş Filtre Var
  • Reklam Yok
PAKET SATINAL
  • 50 Sözlük İçinde Arama
  • 250 Kelime Günlük Sorgu
  • Sınırsız Arama
  • Sınırsız Benzerlerde Arama
  • Sınırsız da bulma
  • Sınırsız Metinlerde bulma
  • 10000 Günlük Çeviri
  • 100 Kelime Günlük Çözümle
  • Kelime Özellikleri Var
  • Kelime Kökeni Var
  • Gelişmiş Filtre Var
  • Reklam Yok